13 Şubat 2012 Pazartesi
GOLÜN VE GOLCÜNÜN DOST'U
2012 AVUSTRALYA AÇIK RAPORU
2 Şubat 2012 tarihinde BirGün gazetesindeki Uçan Hollandalı köşesinde yayınlanmıştır
6 saat boyunca tenis oynadı Novak Djokovic ve Rafael Nadal, 2012 Avustralya Tek Erkekler finalinde. Avustralyalılar korttan çıkmaya başladıklarında saat sabaha karşı 2 ydi ve İspanyol tenisçi konuşmasına Herkese günaydın diyerek başladı. 15 seneden uzun süredir tenisi yakından takip eden ben, ilk kez bir ödül töreninde tenisçilere sıralarını beklerken oturmaları için sandalye getirildiğini gördüm. Ama saygı o kadar önemliydi ki, Nadal konuşmasını yaparken Djokovic onu ayakta dinliyordu. İşte böyle, sadece 1 hakedenin olmadığı, insanların önünde eğilmeleri gereken bir maçtı.
2010 yılında Roger Federer, Avustralya Açık Tenis Turnuvası nı kazandığından beri Nadal ve Djokovic dışında hiç bir tenisçi Grand Slam kazanamıyor. Yani son 2 yıl bu 2 tenisçinin egemenliğinde geçti. 2010 yılının son 3 Grand Slam ini İspanyol tenisçi kazandıktan sonra Djokovic 2011 de devreye girdi ve 3 büyük turnuvayı kazandı. Nadal tahmin edildiği üzere rakipsiz olduğu Roland Garros u hanesine yazdırdı. Bu seneyi de Djokovic geçen yılı bitirdiği gibi açtı. 5 saat 53 dakikalık final hem Avustralya Açık tarihinin en uzun maçı hem de tenis tarihinin en uzun süren finali.
Sürekli El Değiştiren Maç
Rafael Nadal beklenilmediği şekilde üstün başladı maça. İlk seti aldığında tenisçiler tam 1 saat 20 dakika kortta kalmışlardı ve aşırı konsantrasyonla 1-0 öne geçen Nadal bu zorlu başlangıçın getirdiği ödülle biraz rahatlayınca Sırp tenisçi affetmedi ve izleyen 2 sette kortun tek hakimiydi. Aslında dördüncü sette de maçı avucunun içinde tutuyordu ve hatta oyunlarda 4-3 öndeyken Nadalın servis attığı oyunda 0-40 lık bir durum söz konusuydu. Servisi kırıp şampiyonluğa yaklaşmak için tek bir puana ihtiyacı vardı. Ama maçın kaderinin o puana bağlı olduğunu anlayan Nadal bir anda geri döndü. Üstüste 5 puanla oyunu aldı ve skoru 4-4 e getirdi. Seti de tie-break sonucu kazandığında kontrol tekrar ona geçmişti. Uzun ralliler ve final setinin başındaki Nadalın sağlamlığı bu sefer maçı Matador un alıp götüreceği yönündeydi. Ama skor Djoker in aleyhine 4-2 iken ve 30 vuruşluk bir ralliden sonra yere düşüp tükendiğini göstermişken bir anda rüzgar tekrar ters yönden esmeye başladı. Nakavttan dönen Djokovic inanılmaz bir dayanıklılık (bazı puanlar sonrası acı çektiği yüzünden okunuyordu ve hatta yere düşen raketini kaldırmakta zorlanıyordu) ile maçın sonuna tutundu. Dünyada belki de hiç bir tenisçinin yapamayacağını yaptı ve Nadalı kendi yorgunluk seviyesine çekmeyi başardı. O an çok ilginç bir ana şahit olduk. Nadal, Federer in kendisi ile oynarken çok sıkça yakalandığı, karşısında yıkılmayan bir rakip sonrası konsantrasyon kaybı ve kötü vuruşlar performansını izletmeye başladı bize. Durum 5-5 ken artık daha kararlı olanın alacağı bir maça dönüştü. Djokovic daha 2 gün önce 5 saatlik bir maç oynamış olmasına rağmen, insanları Pazar gününde eve kapatan ve TV karşısına mıhlayan maçı bitirdiğinde Nadalı 7. kez üstüste bir finalde mağlup etti. Bunda maçın gerginliğini yumuşatan, esnek karakterinin de büyük etkisi var. Hatalarının onu oyundan düşürmesine izin vermiyor.
Tabii bu maçın her şeye rağmen düşündürücü bir noktası var. Nadal, Federer ve Djokovic bize son 5 yılda tenis tarihinin en uzun süren maçlarını izlettiler nerede ise. Bir önceki neslin kralı Pete Sampras ne kazanırken ne de kaybettiğinde bu kadar uzun finaller oynamıyordu. Keza bunu Boris Becker e kadar götürebilirsiniz. Goran Ivanisevic in şampiyon olduğu, final seti 9-7 biten efsane 2001 Wimbledon finali 3 saati ancak geçmişti. Acaba bu, zirvedeki isimlerin tenis kalitelerinin birbirine eskisinden daha yakın olmasından mı yoksa artık bu sporun teknik ve stratejiden çok bir dayanıklılık mücadelesine dönüşmesinden mi kaynaklanıyor. İkincisi olduğu konusunda endişelerimiz var.
Vika, Caro nun koltuğunu aldı
Tek bayanlara yine az yer ayırdık ama şu 2 finalden sonra normal. Caroline Wozniacki, tenis tarihinde Grand Slam kazanmadan 1 numara olan her tenisçinin aldığı eleştirileri 2 yıl boyunca aldıktan sonra sonunda zirveden indi. Belarus lu Viktoria Azarenka finalde, maçın başında bir ara 2-0 yenik duruma düşmesine rağmen arka arkaya 9 oyun kazanarak 6-3 ve 6-0 la geçti Maria Sharapova yı. Sharapova kötü günlerini geride bıraktı ama hala bir şampiyon gibi oynamıyor. Azarenka bir Grand Slam kazandıktan sonra 1 numaraya oturan tarihteki 3. kadın tenisçi oldu. Ve Caro. Dinara Safina onunla aynı eleştirileri almış ve zirveden indikten sonra tepetaklak olmuştu. Bugün tenis kariyerine uzun bir ara vermiş durumda. Umarız Danimarkalı nın kariyeri aynı yönde gitmez.
MİLKA'YA İNAT YEME BİZİ BULAT

Bizim ilkokulda bir Coşkun vardı. Hani her sınıfta bulunan, yaşıtlarına göre fazla gelişmiş, önlüğün altına kazak giyip okula gelen, anne babasının dünyada olmasından şikayet ettiği, feleğin sillesini yemiş, herkes beslenme çantasından kek, kaşarlı-sucuklu tost, Mey-Su Vişne Suyu çıkartırken o naylon torbaya sarılmış ekmek arası peynir-yumurta çıkaran ve daha o ekmek naylondan çıktığında "benim adım Coşkun ben bu sınıfı yumurta kokusuna boğarım" diye bas bas bağıran çocuk. Derslerine hiç girmiyorum, çocuk daha doğru dürüst okuyamıyordu bile. Akradaşlarının aldığı leblebi tozunun dibini bitirirdi genelde. Solo Test'in arkasındaki başarı skalasındaki "Beyinsiz"in Coşkun'un suratına bakılarak çizildiği rivayet edilirdi. Bir gün bu para maçı yaparken, "yenilirsem 2 gün yemek yemeyeceem" demişti. Tabii her konudaki mütemadiyen başarısızlığını para maçına da göstermiş, eve gitmiş, ertesi gün sınıfa geldiğinde de gurur yapıp yumurtalı ekmek getirmemişti. Ancak bu gururu ancak beslenme saatine kadar sürmüş, Coşkun'u merdiven boşluğunda Yumiyum kemirirken bulmuştuk. Velhasıl Neuchatel'in başkanı Bulat'ın hikayesini okudukça Coşkun'a bağlıyorum olayı.
Yine Hayatım Futbol'a atıf yapacağım ama 18. sayıda Neuchatel Xamax dosyasını masaya yatırdık. Daha önce de blogda, Çeçen asıllı Rus Bulat Chagaev'in satın aldığı ve terör estirdiği kulüple ilgili haberleri yayınlamıştık. Bizimki tutuklandı şu anda ve kodeste. Son çıkışı açlık grevi. Avukatı Jacques Barillon açıklama yapmış "sigarayı da bıraktı" diye. Bak kardeşim Bulat, biz senin gibileri çok gördük, daha ikinci gün Milka çikolatasına yumulacaksın biliyoruz. O yüzden ne sen kendini kandır ne de bizi yemeye çalış. Zaten bu güne kadar yiyeceğini yemişsin.
PORT SAID TRENİ
HEPINIZI MANU CHAO

Mourinho ve Pepe'nin bir turlu bitiremedigi Barcelona'yi bitirmek icin bugun ulkeye ucuyorum. La Masia'dir, "bir kulupten fazlasi"dir, tiyatrocu Busquets'dir hepsinin ifadesini alacagim. Kismet olursa Orta Dogu ve Balkanlarin uber dergisi Hayatim Futbol'un 20. sayisinda Barcelona-Valencia macinin da yazisini okuyacaksiniz.
Selametle
Ana Messi laaaaaa....anaaaaaaaaaaa
AL SANA EL CLASICO
ŞAMPİYONLAR LİGİ ÇİFT MAÇLI ELEMELER-1

Sevgililer Günü'nde Şampiyonlar Ligi mücadelelerine dönüyoruz. Lionel Messi, Andriy Shevchenko ve Raul Gonzalez, Şampiyonlar Ligi grup maçları sonrasındaki eleme turlarında bugüne kadar en fazla gol atan isimler. Toplamda 18 gol attılar. Bu oyuncular dışında 6 oyuncu daha 10 gol barajını geçtiler. Lionel Messi, 18 golü 43 maçta atarak sayıları oranladığınızda öne çıkıyor. Ancak kariyerlerinin son yıllarını geçiren Shevchenko ve Raul'un, henüz kariyerinin ortasına yaklaşan Messi'den daha geride olmasının sebebi, oldukça formda oldukları yıllarda Şampiyonlar Ligi'nin statüsünün değişik olması. 1999-2000 ile 2002-03 yılları arasında ilk grup mücadeleleri sonrasında eleme maçlarına geçilmiyor ve 4 grup daha oluşturuluyordu ve bu grupların sonunda çeyrek finale geçiliyordu. Listede en dikkat çekici isimlerden bir tanesi Frank Lampard, zira en yüksek yüzde ona ait. 20 maçta 13 gol atmış.Aşağıdaki listede ilgili eleme turlarında 10 gol barajını geçen oyuncular görülebilir. Belirtelim grup maçları öncesi ön eleme turları ve play-off bu listeye dahil değil.
İkinci Sezonunda Mesut Özil
Tamam yetenekli, Alman Milli Takımı'nın da lideri ama Real Madrid bir başka kulüp.. Onun yaşında birinin gelip daha ilk sezonunda Santiago Bernabeu tribünlerini ayağa kaldırıp, onbirin değişmezi olmasını beklemek fazla iyimserlik olurdu. Mesut başardı. Beklenilenden çok daha fazlasını yaptı. Çıtayı çok yükseğe koydu. Kaka'nın sakatlıklarından yaka silken Real Madrid taraftarına da "Gidersin gitsin" dedirtti Brezilyalı için... İki El Clasico'da tribünden izledim. Sezon içinde Şampiyonlar Ligi dahil, Barcelona maçlarında vasattı. Süper Kupa finalinde Mourinho'nun en önde pres yaptırdığı adamıydı Madrid'de.. Ronaldo bile aktif dinlenme için orta sahaya gizlenirken sürekli Mesut saldırıyordu. İnsaf demek lazım... Maçın son 15 dakikasında ayakta duramayacak hale geldi..
Bu sezon o çok yükseğe koyduğu çıta başının belası. El Clasico'ya da 8 gün kala iki taraf da bel altı vurmaya başladı. Bugün Barselona tarafında ilginç bir haber var. Real Madrid'in geçen sezonki performansından sonra bu sezon düşen ya da düştüğü iddia edilen Mesut'un gece hayatından rahatsız olduğu... Madrid gecelerinin yeni Guti'si diyorlar onun için...Galatasaray 3 - Fenerbahçe 1
Üç yıldır Fenerbahçe derbisi kazanamayan Galatasaray bu dönem içinde kağıt üzerinde çok kaliteli forvet hatlarına sahipti ama her seferinde orta sahası rakibinden eksikti. Orta sahadadaki kalite farkı da derbilerin sonucunu belirliyordu. Bu sezon transferlerle o dengeyi bulan Galatasaray karşısında Aykut Kocaman, Mehmet Topuz un olmadığı, Sezer in sakat, Özer in de kayıp olduğu orta sahayı Selçuk ile sağlamlaştırdı. Kadroyu kara tahtaya yazarken, Bekir in yokluğunda Bilica tercih edilince de Stoch kenarda kaldı. En formda adamı; Alex ile birlikte tahtaya önce yazsa, son iki maçın uçan adamı Stoch a yer açılacaktı. Futbol kalitesi olarak ne Orhan Şam ne de Semih, Bilica ve Bievenu den eksik adamlar değiller.
Galatasaray tarafında gol sıkıntısının sebebi tek ya da çift santrfor oynamakla alakalı değil elbette. Kanat adamlarının sıfır katkı yaptığı bir de Engin in cezalı olduğu takım için Terim büyük bir risk aldı. Teknik adamları büyük yapan da bu tercihleri zaten. Yağmurlu bir akşamda ağırlaşan bir zeminde, üstelik de bir derbide Emre Çolak ile başlamak, Ayhanı kenarda tutup, Kazım da soru işaretiyken, sağlam Fenerbahçe orta sahasının karşısına Baros ve Elmander ile çıkmak... Tutmayabilirdi de ama tuttu... Bunun sebebi Galatasarayın ilk dakikadan itibaren Fenerbahçe yarı sahasında rakibe pas yapmasına olanak vermeyen presiydi. Hücum girişimlerinden dönen bütün topları kendi yarı alanına geçmeden toplayan Galatasarayın koşu mesafesi düşünce daha zinde kaldılar. İlk 20 dakikada kaçan fırsatlar, Bilica nın bireysel hataları... Fenerbahçe kroke olduğu bu bölümden ancak geçmişte örnekleri çok olan ilk atakta gol ile çıkabilirdi. Bu da olmadı... Yobo kademesiz yakalandı, Eboue nin karşısına çıkması gereken ilk adam Ziegler di...
Ardından Bilica nın bireysel hatası. 2-0ın ardından Aykut Kocamanın oyunu tutarım ikinci yarıda Stoch ile 3 puan için denerim senaryosu çöpe gitti. 3 puan önde geldiği bir derbide iki ihtimal benim diyen bir hocanın Önce kaybetmeyelim, fırsatını bulursak atar kazanırız taktiği geçmişte çok iş yapmıştır...Başka bir ihtimal kalmayınca değişiklikleri ikinci yarı başına çeken Kocamanın Stoch yanlışı bir kez daha ortaya çıktı. İlk yarıdaki yüksek temponun ardından 45-60 arasında oyunun ritmini Fenerbahçe ye bırakan Galatasaray, sezonun ve hatta son iki yılın en iyi futbolunu oynadığı maçta, Stoch un direkten dönen topunda kendisi de direkten döndü. O pozisyon maçı değiştirebilirdi. Melo farkı üçe çıkardığında bu ihtimali de ortadan kaldırdı...
Maçın yıldızı Emre Çolak, Galatasaray a ufak fiziği ve gençliğiyle dinamizm getirdi. Melo ve Elmander de farkı yarattı... Kazım yine vasatı aşamadı. Riera nın kenardan gelip yine sıfır katkı yapması da skoru 3-1 e getirdi. Fenerbahçe de Volkan Demirel kalesinde 3 gol görmesine rağmen muhteşem oynadı. Kenardan gelen Stoch vasatı aşan tek isimdi ama iş işten geçmişti artık...
Ujfalusi Röportajı
Ujfalusi'nin AS Gazetesi'nde bugün yayınlanan röportajından aktarıyorum.. Reyes'in Galatasaray'a transferi hakkında önemli ipuçları var...Atletico Madrid'den Galatasaray'a transferim benim için sürpriz oldu. Atletico Madrid'de çok mutluydum ve kariyerimin en iyi günlerini geçiriyordum. Bu forma altında da futbolu bırakmayı düşünüyordum ama futbol sürprizlerle dolu. Milli takımdana arkadaşım Milan Baros'un Galatasaray'da forma giymesi, Fatih Terim gibi bir teknik direktörün beni ısrarla istemesi.. Tüm bunlar bana bu kararı aldırdı ve Galatasaray'a imza attım.
Galatasaray'da çok mutluyum. Ligin zirvesine oynuyoruz ve kulüpte gelecek yıllar için büyük bir proje var. Galatasaray, Türkiye'nin en başarılı kulübü ve takımın 2000'de UEFA Kupası'nı aldığı günlere dönmesi gerekiyor.
Galatasaray ile kontratım bittiğinde 36 yaşında olacağım. Bir yıl belki ABD'de futbol oynarım ama bugünden ne olacağını bilmem mümkün değil.
Atletico Madrid'in maçlarını, kendi maç ve idman programım müsait oldukça izliyorum. Avrupa Ligi'nde iyi gidiyorlar. Kun Agüero, Forlan, De Gea, Simao ve ben takımdan ayrıldık. Fakat kaliteli oyuncular alındı. Arda, Falcao, Diego, Adrian, Miranda önemli transferler. Diego'nun yeteneğiyle Atletico Madrid daha da iyi yerlere gelebilir. Reyes de çok büyük futbolcu...
Reyes ile büyük bir ihtimalle Galatasaray'da buluşacağız. Onunla Atletico Madrid'in sağ kanadında iyi ortaktık. Çok zekidir ama yeteneklerini sahaya koyabilmesi için her zaman topla buluşabilmesi lazım. Birebirde çok iyi adam geçer. Atletico Madrid, Reyes'i satarsa çok şey kaybeder. Galatasaray'da kanatta da oynayabilir. İkinci forvet olarak da görev yapabilir.
Reyes ile sürekli konuşuyoruz. Bana İstanbul ve Galatasaray hakkında birçok soru soruyor. Reyes geldiğinde, Avrupa Ligi Kupası'nı kazanan Atletico Madrid'in sağ kanadı, Galatasaray'a geçmiş olacak.
Arda lider bir oyuncu, sahada her zaman sorumluluk alır. Onunla gurur duyuyorum. Atletico Madrid'de çok lider futbolcu var ama Arda çok cesur bir karaktere sahip..
Buna Kaç Tolerans Platini?
Ajax ile O.Lyon arasında oynanan iki karşılaşma da 0-0... Real Madrid, Ajax deplasmanında. El Clasico yüzünden 7 as oyuncu Madrid'de bırakılmış. Ajax'ın iki nizami golüne (altta) ofsayt bayrağı kalkıyor. Zagreb'de maçın ilk yarısı 1-1. İkinci yarıda 6 gol atıyorlar. Averajları +2'ye yükseliyor. Ajax da Real Madrid'den 3 yiyip grubu averaj hanesinde 0 ile bitiriyor.
Ajax bu işi peşine ne kadar düşer bilemem. Yukarıdaki kare İspanyol medyasından. Lisandro Lopez'in attığı 5. golden sonra Dinamo Zagreb'li oyuncunun kaşı gözü de oynuyor, eliyle de işler yolunda çekiyor Gomis'e... Hadi bunu bırak, maçın ikinci yarısı "Kaç lazımsa o kadar" hesabıyla geçmiş... Göreceğiz bakalım sıfır tolerans neymiş? Platini çıksın anlatsın...
Fransızların "saygın"" gazetesi L'Equipe, "Mucize" diye manşet atmış. Spotunda da O.Lyon, Hırvatistan'da imkansızı başardı diyor. Ben de hadi lan diyorum...***
UEFA da maçta şüpheli bir durum görmemiş. Soruşturma açmıyorlar...
"Aldım, verdim; ben seni yendim..."
Real Madrid vs. Barcelona
Süper Kupa 2011
Barcelona: 1 Real Madrid: 1
Real Madrid: 0 Barcelona: 2
Real Madrid: 1 Barcelona: 1
Barcelona: 5 Real Madrid:0
Real Madrid:0 Barcelona: 2
Barcelona: 1 Real Madrid:0
Real Madrid:2 Barcelona:6
Barcelona: 2 Real Madrid: 0
Real Madrid:4 Barcelona:1
El Clasico'da İhanet
Laporta döneminde Barcelona vs. Real Madrid
Barça ve Kaçan Yıldızlar
Ben Luis Figo
Real Madrid: 1 Barcelona: 3
Şampiyonlar Ligi nde Premier Lig in zirvesine oynayan iki Manchester takımı, gruplarındaki son maçlarda kan kusarken, Real Madrid ve Barça çoktan turu cebine koymuştu. Son maçlara ideal onbirlerinden 8 adamı kesip çıktılar. Schuster döneminden bu yana Clasico ya önde çıkmayan Real Madrid, Valencia deplasmanından da çıkmış, 10 seri galibiyetle gelirken, Barça, Getafe deplasmanında 3 puan bırakıp, 6 deplasmanda 2 galibiyet alabilince, eksik maçı da hesaba katarsak artı altı ile yürüdü santra noktasına Mourinho nun takımı...
Guardiola nın hafta başında El Clasico sorusuna verdiği yanıt güzeldi. Memleket işsizlikten kırılırken ve 2 yıldır krizden belini doğrultamazken yine hayat bilgisi dersiyle çıktı medyanın karşısına. Merkel ve Sarkozy e selam yolladı, Euro yu kurtarın diye. Bu sabah Madrid e gelirken yardımcısı Tito Vilonova uçağa binmesine izin vermedi doktorlar. Şampiyonlar Ligi nde Milan maçının günü takımı duyurulan tümör ameliyatından çıkan Tito Vilanova, (Abidal vakasından sonra yeteri kadar moral bozucu) takımın yanında olabilmek için Barselona dan trenle Madrid e geldi. Barcelona'yı bunlar besliyor....
On gündür Barselona gazetelerinin çarmıha gerdiği Mesut, Ajax maçında kadroya alındı. Takımın ağaları Madrid de idman yaparken, o takımla birlikte Amsterdam a gitti. Hafta boyunca da Real Madrid in sahaya Mesut suz çıkacağı ve orta sahada Xabi ile Lassın oynayacağı haberleri sızdırıldı Mourinho nun odasından! Altı puan değerindeki maça, 6 puan önde çıkarken Mourinho nun Xabi nin yanına iki çok koşan adam koyup önde Ronaldo, Di Maria, Benzema yı oynatması bekleniyordu ama Madrid taraftarının Tam zamanı şimdi havasının etkisinde kaldılar galiba.
Coentrao takıma başarılı bir sol bek olduğu için dünya para verip alındı ama geldiğinden beri oynadığı yer orta sahanın göbeğiydi. Maç öncesinde de kadro dağıtıldığında Real Madrid, Coentrao yu Casillas tan sonra yazmış olmasına rağmen, Mourinho nun sağ bekte denediği Lassın defansta oynayacağını varsaydı İspanyollar. Yazıldığı gibi çıktı Real Madrid ve Coentrao sağ bekte oyuna başladı.Maç başlarken çay ya da bira almak için mutfağa gittiyseniz golü kaçırmışsınızdır. El Clasico tarihinin en erken atılan golü Benzema dan geldi. 24. Saniye! Valdes in, yapma Valdes anı. Hafta boyunca taraftarına stadı cehenneme çevirin, oyuncularına asla ilk golü biz yemeyelim ve kırmızı görmeyelim diyen Mourinho daha ne istesin?
İlk 20 dakika önde bastılar ve Barça nın rakip 30 da yaptığı pas trafiğini orta saha göbeğine çekip dönen topları da alınca, İkiyi bulurlarsa bu kez kazanırlar a getirdiler oyunu. Oluyordu da. Cristiano Ronaldo, rezalet bir vuruşla auta attı topu. Maçın Real Madrid için birinci kırılma anı budur. Villa dan daha hareketli olan Alexis i tercih eden Guardiola, Messi den aldığı sahte dokuzu Fabregas a vermişti. Onun ters koşusu, Messi nin slalomu presi bir anlığına çözdü ve göbekten Sanchez e kanal açıldı. Zor pozisyondu, iyi vurdu.Real Madrid in tekrar maça dönmesi için öndeki dörtlünün kötü oynamaya hakkı yoktu. Di Maria, kasığını tuttuğu pozisyondan sonra bir daha görünmedi. Ronaldo, Real Madrid kariyerinin en kötü maçlarından birini oynadı. Önde Benzema çok çalıştı ama nafile... Mesut ise geçen sezonun ikinci yarısındaki El Clasico sağanağında olduğu gibi yine ortalıkta yoktu...
Sarı kartlı orta saha oyundan düşünce ikinci yarı Barcelona için kolay oldu. En iyi bildiklerini yaptılar. Pas... Topu kaptırdıklarında da Guardiola nın Koşmayanı yakarım direktifi gereği topun arkasına geçtiler 10 kişi. En büyük silahı bu sezon kontrataktan 14 gol atan Real Madrid in dikine toplardı ama Barça nın kademesi nefes aldırmadı. Xavi nin golünde şans var ama şans da deneyenin yanındaydı.
Real Madrid için maçın ikinci kader anı 2-1 iken Ronaldo'nun dışarı attığı kafaydı... Mourinho nun Coentrao kumarı üçüncü golde patladı. Hücuma çıkan Portekizli rakibin ayağından topu sökemeyince kalesinden 60 metre uzakta kaldı. Geri döndüğünde Fabregas, kafayı vurmuştu bile... Kaka ve Higuain değişiklikleri, Barça gibi geriden gelip 3 atan bir takım karşısında adet yerini bulsun değişiklikleriydi. Üçüncü golden sonra oyundan kopan Real Madrid e Avrupa nın en kısa takımı Barcelona, Xavi ile de bir kafa golü atıyordu.
Şimdi ne olur? Santiago Bernabeu tribünleri maçın son dakikalarında Mourinho ya büyük destek verdiler. Zaten hocanın falan tartışıldığı yok Madrid de... Lakin medyanın birilerini kurban etmesi lazım. O kurban da bizim Türkler olur. Pazartesiden itibaren beklediğim budur. Mesut u ağır eleştirecekler, Mesut onbirden düşecek... El Clasico nun 18 inde olmayan ve maçı tribünden izleyen iki yeni transfer Nuri ve Hamit i topa tutacaklar. Barça, bu sezon en önemli iki transferini -üstelik Alexis'in uzun sakatlığına rağmen-El Clasico da sahaya sürüp; Fabregas ve Alexis Sanchez ile gol bulurken; Mourinho dan yeni transferlerin hesabını sormamaları düşünülemez...
Real Madrid: Casillas; Coentrao, Pepe, Ramos, Marcelo; Xabi Alonso, Lass (Khedira, min.63), Özil (Kaköe1, min.58); Di Maröeda (Higuaöedn, min.68), Cristiano y Benzema.Barcelona: Vöedctor Valdöe9s; Alves, Piquöe9, Puyol, Abidal; Busquets, Xavi, Iniesta (Pedro, min.89); Alexis (Villa, min.84), Cesc Föe1bregas (Keita, min. 78) y Messi.
Gol: 1-0. Min.1. Benzema; 1-1. Min. 30. Alexis; 1-2. Min. 54. Xavi. 1-3. Min. 66. Cesc.
Karembeu-Mancini-Veron
Şimdi Manchester City maçlarında kenarda o meşhur atkıysıyla cool takılıyor ya Roberto Mancini, bu kareyi görse bugün, nerden çektirdim diye söylenir.. Uğur Orak kardeşim bulmuş. Nefis bir kare. Roberto Mancini, Karembeu ve Seba Veron. Sampdoria'da beraber oynadılar. Artık hangi amaçla bu kostümleri giydiler bilmiyorum ama iyi hatıra olmuş. Futbolcular şöhret basamaklarını çıkarken kaprisleri de beraberinde büyür. Genç yaştaki futbolculara kostüm de giydirir, istediğin mizansende poz da verdirirsin. Bir gün yıldız olduğunda hayatında vermeyeceği pozları verirler. Bu fotoğrafta Mancini, kariyerinin sonunda. Sene 1996... Veron, Sampdoria'dan yürüyecek, Serie A turu yapacak, Premier Lig havası; sonra da memlekete dönüş... Konuyla alakalı alakasız, Adriana Karembeu ne güzel ablamızdın sen...Üç Yıl Sonra Emre
Emre Belözoğlu, Fenerbahçe yönetimi tarafından kadro dışı bırakıldı. Şimdi herkes ona vuracak. Şimdi hep Emre haksız... Yeni bir sözüm yok... 13 Eylül 2008'de bloga yazdığım Emre Belözoğlu portresinden birkaç pasaj:* 14/Aralık: Emre kadro dışı kalmamış. Emre, Aykut Kocaman'dan özür dilemiş.
**************
Futbolseverden önce Emre kendinden memnun değil ki. Emre kendini sevmiyor ki artık. Aynaya bakıp, "ben o Emre olamayacağım galiba" dediğinde de Fenerbahçe'nin teklifini kabul edip Avrupa defterini kapattı.
Sorun, Emre Barcelona'nın Luis Enrique'si olacak mı Fenerbahçe'de? Real Madrid'den Barça'ya giden ve Barça'lıların kucakladığı adam. Yoksa Ronaldo mı olacak? Barcelona'da oynayan ve Real Madrid'e transferinin ilk gününden itibaren tribünlerin içine sindiremediği, iki tarafın da sevmediği adam. Bunu zaman gösterecek.
Tam bir yıl önce 12 Eylül'de, basın tribününe kol çıkartan Emre; "90'ların bebek yüzlü Sezercik'i" Şehremini'de ortaokul arkadaşlarının sırtında taşıdığı Emre değil artık.
Artık burnunu mu sürter; yoksa ruhunu mu bilmem ama bildiğim; bu sezon imza törenine katıldığı tek futbolcu Emre olan Aziz Yıldırım ve Fatih Terim' in olmadığı bir Türk futbolunda, bu kalkanlarını da yitirdiği gün; sahada ve yolda verkaça gireceği insan sayısı; bugün oynadığı oyunun kuralları gereği sahaya çıkmak zorunda olanların sayısından az olacağı... O herkesin kendini beğenmiş sandığı adam; aynaya bakıp daha fazla kendinden nefret etme.
90'ların Sezercik'i Emre Belözoğlu (12 Eylül 2008)
Nedved Olunmaz Nedved Doğulur
Fikstürü ters bir ligden geldi, Juventus'ta bir yılı doldurduğunda takım arkadaşlarından 15 maç daha fazla oynamıştı. Geçen sezon da topun kralını oynuyordu ki ligin ikinci yarısında ortalıktan kayboldu. Bu sezon Serie'da 4 maçta onbirde sahaya çıktı, iki maçta da kulübeden geldi.. Milos Krasiç, Torino'da bozdu kendini diyeceğim, Torino da insanın kendini bozacağı bir şehir değil... Conte sezona bu kadar hızlı başlamışken ve eli kuvvetliyken kafayı taktığı bir adamın fazla şansı olmaz. Krasiç muhtemelen devre arasında Juventus'tan ayrılacak. İtalyanlar 15 milyon Euro Şmişti bonservis bedeline.. Manchester United sezon başında da istiyordu. Daha 27 yaşında... Orada da Karel Poborsky olur mu?"Nedved 2.0" da güzel manşetti, "Krasiç yazılır Nedved okunur" da... Biz ne anladık bu 1.5 sezondan peki? Nedved olunmaz; Nedved doğulur...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



